(Duygulanım‘dan)
dünyamızın sınırı dilin sınırında mıdır konuşan evimiz ardından grotesk fısıltıyla tin üstesinden gelinecek şey kuşku Goya’nın isyanı “aklın uykusu canavarlar yaratır” önseziyle arayışa çıktım yirmi birinci yüzyıl hoşnutsuzluğuyla düşünmek sanatın da eylemiyse sözcükler, doğadan doğan hayal gücümüz peki ama kendimi belli belirsiz ilişkilendirdiğim tansık mor gözenekler, uyuyan nehrin canlı motifleri dallarını yağmurun koyulaştırdığı siyah diken çalıları deniz eteklerinin de karakalemi yeryüzü gıcırtısıyla aralanan gün koyu sarı iplik ince damarları sis kokulu nergise doluyor, vakti geldiğinde üflenecek yerinden “bağır, bağır öfkeyle ışığın tükenişine” koyu bir karanlığa gerek bir ay, akıtsın ışığını susuz kuyulara dolunayı yansıtan gölge, tedirgin oyuk anlamını da aşan hınçlı ufuk; Auschwitz nebbaşları kampta toplanan binlerce kıyafet ve ayakkabıyı ihtiyaç sahiplerine dağıttı yangının gizine sığmayan küller altında duman yeşili balçık başını çevirdi insan durumunu E. Munch’un “çığlık”’ı anlatacaktı belki “kaygı”sı ondurulmayan oku battığı göğsünden çıkarıyordu solgun insan ölümü söküp alacak olan neydi, başkaldıran insan erinç değişim nerede, bulantı ümit toprak eleyen su eleyen eller bir görünen bir kaybolan bahtsız yolculuk göremiyorum, öte daha ötede belirginleşen dile getirilemez mi bağ koparan duygudaş öykümüz atlas üzerinde dikenli böğürtlen korkuluğa aynalı bir duvak asacağım ağlayan gelin ölüm fısıltıları koyun derisinden bir çelenk bir intihar intihara kaynayan dağ laleleri siyahları giyinen su toprağa hazinelendi bir defnenin köklerine kapandı doğum o mat ışık isli o aynada uğuldama her şeyin içindeki tükeniş aynanın arkasında iki mıh çivisi unut ve hatırla yükü sökülmüş karganın gözleri doğanın parçası olmamız mıdır, elimizden kaçan kırılma, ince bağlar sisal lifleriyle salınım yanmış tahta parçası üzerine biriken olgun toprak kütüğün üzerinde tutan yeni yaşam onarılan bir anlak, kıpırdayan tazelik keşişim ve açığa çıkan kıvrım, kırmızı pelerinli alıç memesi ballanan inciri yaşamın günler içinde gürleşen şiir ölümü soyunan yılan dengeyi kuran yaşamak dilefgâr yeryüzü bulutu kaya zamanın sızan izi, derinliğin oyuğunda Minerva’nın baykuşu geçmiş canlı bir hafıza, bakış açısı yerleştir içine kolaj kur ipekböceği bir dönüşüm tragedyası “her belirleme bir olumsuzlama“ kışkırtıcı, uzaklarda doğayla yeniden kurulan ilişki simgesi dünyadan yana tavır alan kırılma, özneleşen “insan her şeyin ölçüsü”
