karşılaşma 2

Francisco de Goya y Lucientes, Universal Language. The Author dreaming, 1797

İlgili şiirler

dünyamızın sınırı dilin sınırında mıdır konuşan evimiz ardından grotesk fısıltıyla tin üstesinden gelinecek şey kuşku

İlgili Okuma Notları

Andrey Voznesenski
(Çeviren: Ülkü Tamer)

Ben Goya’yım!
Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
yuvalarından oydu gözlerimi.
Ben acıyım!
Ben iniltisiyim
savaşın. 1941 karlarında yanmış
şehirlerim ben.
Ben açlığım!
Ben kırılmış boynuyum
çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış
bir ihtiyar kadının… Ben Goya’yım!
Ey gazap üzümleri!
Top sesleriyle yürüdüm Batı’ya,
çağrısız konuğun külleriyim ben!
O unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
sert yıldızlar çaktım!
Ben Goya’yım!

43. levhada, başını masasının üzerine bırakmış uyuyan bir sanatçı figürü vardır; arkasından yarasalar, baykuşlar ve karanlık yaratıklar yükselir. Goya’nın başlığı: El sueño de la razón produce monstruos — “Aklın uykusu/rüyası canavarlar üretir.”

Francisco Goya’nın Caprichos dizisi, 18. yüzyıl sonu İspanya’sında cehalet, hurafe, dinsel fanatizm ve baskıcı kurumlara yöneltilmiş sert bir eleştiridir. Hedef, geçmişin basit bir reddi değildir; asıl mesele, geçmişe ait görünen inanç ve iktidar biçimlerinin kendi çağında hâlâ yaşamaya devam etmesidir. Bu anlamda Caprichos, İspanyol toplumunun Aydınlanma karşısındaki direncine yönelik bir başkaldırı olarak okunabilir.
Fakat Goya’nın imgesi, sıradan bir Aydınlanmacı uyarıdan çok daha karmaşıktır.

İspanyolca sueño hem uyku hem de rüya anlamına gelir. Başlık bu yüzden iki yönde yankılanır:

Aklın uykusu canavarlar üretir.

Aklın rüyası canavarlar üretir.

Bu çift anlam, akıl ile hayal gücünü birbirinin basit karşıtları olarak düşünmemize engel olur.

Goya’nın hazırlık çiziminde bıraktığı not bu ilişkinin anahtarını verir: akılla terk edilmiş hayal gücü imkânsız canavarlar üretir; akılla birleştiğinde ise sanatların ve onun harikalarının kaynağına dönüşür.
Dolayısıyla Goya için sorun bir seçim değildir. Mesele, akıl ile hayal gücünün birbirleriyle kurduğu gerilimdir. Hayal gücü akıldan koptuğunda canavar üretir; ama sanat da tam olarak bu hayal gücü sayesinde aklın henüz kavrayamadığı şeyi görünür kılabilir. Burada sanat, aklın karşıtı değil — aklın kendi sınırlarını görmesini sağlayan bir kuvvet haline gelir.

Bu nedenle Goya’nın eleştirisini yalnızca “aklı savunmak” biçiminde okumak eksik kalır. Goya, aklın yokluğunda ortaya çıkan canavarları gösterirken aynı zamanda aklın henüz kavrayamadığı karanlığı görüntünün içine sokar. Canavar açıklanmaz — görünür kılınır.

Ve işte tam burada Goya’nın sanatı bir dönüşüm başlatır: hayali canavarın tarihsel canavara dönüşmesi. Caprichos’taki yarasalar ve baykuşlar, Savaşın Felaketleri’nde kurşuna dizilme sahnelerine, yığılan cesetlere, ağlayan kadınlara dönüşür. Canavar artık hayal gücünden değil — tarihten doğmaktadır. Goya bu geçişi yaşayarak gördü: Napolyon’un İspanya işgali, 1808 direnişi ve tanık olduğu vahşetin ağırlığı altında sağır kalan bir beden.

Bu dönüşümün sesi yüzyıllar sonra başka bir savaşın tanığında yankısını buldu. Andrey Voznesenski, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımını anlatırken Goya’nın sesini devraldı. Canavar artık imgede değil — hafızada yaşıyordu