
Masafumi Sakamoto, Sankai Jutu’nun UNETSU – The Egg Stands out of Curiosity göstersinden bir kesit, 2018.

Masafumi Sakamoto, Sankai Jutu’nun UNETSU – The Egg Stands out of Curiosity göstersinden bir kesit, 2018.
Butoh, II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’sında, 1950’lerin sonlarında Tatsumi Hijikata ve Kazuo Ohno’nun öncülüğünde ortaya çıkan avangard bir dans ve performans pratiğidir. Hareketin erken döneminde kullanılan Ankoku Butoh — “karanlığın dansı” — adlandırması, geleneksel dansın bedeni güzellik, uyum ve teknik yeterlilik üzerinden kuran anlayışlarına karşı; karanlık, grotesk, kırılgan ve dönüşebilir beden hâllerini araştıran radikal bir alan açtı. Bu alan boşlukta doğmadı: savaşın ve atom bombasının açtığı yıkım, Butoh’nun bedenle kurduğu ilişkinin tarihsel zeminlerinden birini oluşturur.
Butoh’yu yalnızca yavaş hareket eden, beyaz yüzlü ve deforme bedenlerden oluşan bir estetik olarak görmek eksik kalır. Asıl mesele; bedenin temsil edici, sabit bir araç olmaktan çıkıp dönüşümün gerçekleştiği bir yüzeye dönüşmesidir. Dansçı yalnızca bir ölüyü, hastayı ya da hayvanı canlandırmaz; bedenin kendisi başka bir hâle geçmeye başlar. Hareket, bir karakteri oynamaktan çok bedenin kimliğini, sınırlarını ve alışılmış biçimini çözmeye yönelir. Canlı ile ölü, insan ile hayvan, beden ile doğa, hareket ile hareketsizlik arasındaki sınırlar belirsizleşir.
“Pastoral Deforme Hortlak Arzu Çatallanma”da beden de hiçbir zaman sabit kalmaz. Deforme olur, parçalanır, çamurla kaplanır, köklenir, sarılır, kesilir, yeniden biçimlenir. “labirentin odalarına sıkış tıkış kapatılan deforme insanlar” ile açılan bedenler dünyası, “korkuluk etrafında Butoh dansıyla kıpırdanır mecalsiz kadınlar” dizesinde hareket kazanır. Butoh burada sonradan eklenmiş dışsal bir gönderme değildir; şiirin başından beri kurduğu deforme beden → çözülme → dönüşüm hattının görünür hâle geldiği eşiktir.
Bu nedenle Butoh göndermesi şiirdeki deformasyon estetiğini yalnızca görsel olarak desteklemez; onun ne tür bir varoluş hâli olduğunu da düşündürür. Şiirde deformasyon bir son biçim değil, bir süreçtir. “yeniden biçimlendirme; deformasyon”, “kostüm metamorfoz” ve “kendini yeniden oluşturma bilineni gömme” ifadeleri bu sürecin kavramsal karşılıklarına dönüşür: beden önce bozulur, çözülür; ama çözülme bir son değil, bir eşiktir. Eski biçimin ortadan kalkması, başka bir biçimin ortaya çıkabileceği alanı açar.
Şiirin sonlarına doğru gelen mevsim döngüsü bu dönüşümü bedenden doğaya taşır:
“sarı yaprakların çengelle tutturulduğu / sonbahar”
“yapraksız ağaçta sarkan yağmur damlaları / kış”
“savruk taze rüzgâr … gelincik / ilkbahar”
Sonbahar, kış ve ilkbahar, şiirdeki çözülme ve yeniden oluşma hareketini başka bir düzleme taşır. Butoh’nun dönüşebilir bedeniyle şiirin mevsimsel hareketi aynı poetik eksende buluşur: biçim değişir, fakat değişim bir son değil, başka bir oluş hâline geçiştir.
Bedenin artık yalnızca kendisi olarak kalmadığı, ama henüz başka bir şeye de tam olarak dönüşmediği o ara hâl — şiirin asıl hareketi burada başlar.